|
Siz hiç bir resim müzesine gittiniz mi? veya
rastladığınız bir tabloya dikkatle baktınız mı?
Onları çizen ressamın özenini, titizliğini, o
eserlere kazandırmaya çalıştığı anlamları görmeye çalıştınız mı?
Veya dünyaca meşhur bir heykeltıraşın elinden çıkma
bir heykeli alıcı gözle seyrettiniz mi? Taşı nasıl işlediğini, üç
boyutta nasıl bir orantı denklemi kurduğunu hayretle incelediniz mi?
Cevaplarınız hayırsa siz büyük bir ihtimalle ne insanı, ne varlığı fark
ediyorsunuz ne de kendi eşsiz mimarinizi anlayabiliyorsunuzdur.
Yine büyük bir ihtimalle kafanızı işinize gömmüş,
dünyadan habersiz, varlıktan habersiz robotsu bir hayat sürüyorsunuzdur.
Ayrıca sanat ve sanatkarlıktan nasibi olmayan bir 'insanımsı'nın,
insanlıktan da nasibi var mıdır, yok mudur tartışabiliriz.
Düşünmeyen, fark etmeyen, tefekkür etmeyen bir varlık "İnsan" mıdır?
Sanata ilgisiz bir insan Allah'a ait sanatı nasıl
fark etsin ki? İnsanlığın binlerce yıllık güzel sanatlar -resim, heykel,
yazı- mirası göz önüne alındığında hemen bütününde bir özgünlük arayışı
olduğunu, zaten böyle bir arayış kaygısı taşımayan eserlerin bugüne
ulaşamadığını söyleyebiliriz.
Ama ne kadar kopya etmeme, özgün olabilme arayışı
olsa da insanın yaptığı var olanı kopya etmek olmuştur. Sonuç olarak
insan Allah'a ait yaratılış sıfatlarına-planlama, tasarlama, dizayn
etme- gölgelik ve aynalık yapabilmenin ötesine geçememiştir.
Siz yeryüzündeki müzelerde prototipi Allah'a ait
olmayan bir eser gösterebilir misiniz?
Veya şöyle diyelim: Tüm dünya müzelerinden Yaratanı ve dizayn edeni
Allah olan ama ressamlar, heykeltıraşlar tarafından kopya edilmiş sanat
eserlerini yok etseniz geriye ne kalır?
Yani sanat Allah'ın sanatını kopya edebilme
yetisinden ibarettir dersek mübalağa etmiş olur muyuz?
Klasik dönemde ve Rönesans dönemlerinde (Early, High) amaç, var olanı
birebir resim veya heykel olarak kopya etmeyi başarabilmekti.
Michelangelo'ın yaptığı, Leonardo Da Vinci'nin
yaptığı , Vincent van Gogh, Rembrandt'ın yaptığı, Rodin'in yaptığı
buydu.
Tartışmasız bu sanatçılar insana verilen tüm sanat
yeteneğini, daha doğrusu insanın 'yaratıcılık' sınırlarını zorlayacak
ölçüde mükemmeli yakalamışlardı. Çağdaş akımlarda bu gayret özgünlük
arayışıyla kendini gösterdi.
Impressionism Claude Monet'le, Auguste Renoir'le
bir geçiş dönemi, Franz Marc'la Expressionism olarak kendini gösterdi.
Ve bu dönüşüm Cubism, Surrealism ve Abstract Art ile ve bu yönelişlerin
öncüleri Pablo Picasso, Marc Chagall ve Wassily Kandinsky ile zirveye
çıktı, Salvador Dali ile Surrealist bir yaklaşıma ulaştı ve tanındı.
Mükemmel olan soyutu yakalayabilmekti.
Tüm eserlerdeki ortak özelliğin çizilmemişe, daha önce tasarlanmamışa
ulaşma, bilinçaltını ve metafiziği resmetme çabası olduğunu
söyleyebiliriz.
Fakat bunların insanın kolektif göz zevkini ne
derece okşadığı daima tartışılabilir. |