|
Televizyon ekranında
oynayan bir çizgi filmde o an görünen bir film kahramanı olsaydınız
kendinizi nasıl hissedersiniz?
Ekrandaki varlığınız için nasıl tehlikeler söz konusu olur ve hayatınız
nelere bağlı olur?
Şunlar olabilir:
İki boyuttan (En-boy) oluşan ekranda varlığınızı sürdürürken bir insan
gelip televizyonun düğmesini kapatabilir.
Seyreden başka bir kanala geçebilir.
TV vericisinden gelen sinyal kesilebilir.
Elektrik gidebilir.
Böylece yer aldığımız çizgi filmdeki rolümüz sona erebilir.
Evet, ekranda var olan iki boyutlu bir varlık olsaydık var oluşumuz
bunlara bağlı olacaktı.
Peki, biz nasıl varlıklarız?
Acaba ekrandaki çizgi film varlıklarından çok fazla bir gerçekliğe mi
sahibiz?
Şimdi bunu sorgulayalım:
Televizyon ekranına çok yakından bakacak olursak uzaktan net görünen
görüntünün yakından bakıldığında bir ışık karmaşasından başka bir şey
olmadığını görürüz.
Bu şu demek: Ekrandaki iki boyutlu görüntü, televizyon tüpünün arkadan
ekran camını bombardıman ederek cama yansıttığı elektronlarla oluşuyor.
Televizyonu kapattığınızda elektron bombardımanı duruyor ve ekran
kararıyor.
Televizyon açıkken eğer yayın kesildiyse o zaman ekran karıncalanıyor.
Aslında görüntü yayın kesildiğinde ortaya çıkan karıncalanmadan farklı
bir şey değil.
Yayının gelmesiyle görüntü oluşması, renklerdeki ayrışmadan ibaret.
Bilim ve teknoloji, bu elektron bombardımanını havada konuşlandırma
çalışmalarını sonuçlandırır ve bu başarıya ulaşırsa böylece havada 3
boyutlu görüntü oluşabilecek.
İlk bakışta bir binayı oluşturan yapıtaşı tuğla.
Daha derine inerseniz kum, çimento tanecikleri, toprak vs.
Sonra moleküller
Sonra atomlar, elektronlar…
İnsan yapı olarak bundan farklı değil.
İnsan organizmasının yapı taşı hücre
Daha derine inerseniz moleküller
Sonra da atomlar, elektronlar...
Yani insan, televizyon ekranındaki görüntünün üç boyuta dönüşmüş,
yoğunlaşmış bir halinden başka bir şey değil.
Farklı olan atom cinsi, elektron sayısı ve moleküllerin uzaklık farkı.
Varsayalım bir uzaylı kendi özel mikroskoplarıyla gelse ve bizi
incelese, bizi TV ekranındaki sanal görüntünün bir boyut daha eklenmiş
üç boyutlu hali olarak algılayabilir.
Ve bu görüntünün kaynağını aramaya koyulabilir.
Evet, doğuştan gelen sürekli içinde bulunma, dışına çıkamama psikolojisi
içinde insan kendini dünya üzerinde mutlak bir varlık olarak görebilir.
Oysa bu bir yanılgıdan ibarettir.
İnsan yaratanının isim ve sıfatlarının akis ve gölgelerinden oluşmuş
izafi bir varlıktır.
Varlığı yaratıcısının varlığına bağlıdır.
Ama bu tecelliler kesilmeden sürdüğü için kendimizi daimi, mutlak ve
sabit bir gerçeklik içinde görme yanılgısına düşüyoruz.
Oysa Yaratanın bizi yerleştirdiği bu üç boyutlu ekranın dışında da
boyutlar şüphesiz vardır.
Varlığın duyu organlarımız ve algılamalarımızla sınırlı olduğunu
düşünmek, TV ekranında oynayan çizgi film kahramanlarının, tüm varlığı
içinde bulundukları iki boyutlu ekrandan ibaret görmelerine benzer.
Bizler bir bakıma sanal varlıklarız.
Varlık gerçekliği, bizim algı sınırlarımız dışında mutlaka var olmalı.
Zaman boyutunun olmadığı bir âlem,
Mekân sabitlik ve değişkenliğinden söz edilemeyen bir evren mutlaka
olmalı.
İnsanın varlık evi ise, boyutlar evreninde Yaratıcının onlarca boyutta
tecelli edebilecek tecellilerinden yalnızca üçünün (en-boy-yükseklik)
yer aldığı Dünya adlı yaşlı gezegen.
Eğer içinde yaşadığımız hava, dünyayı çevreleyen atmosfer “şeffaf”
diyebileceğimiz seyreltik moleküler bir yapıdan, düşük sayılı
elektronlardan oluşmuş atomlardan meydana gelmeseydi varlık bir karanlık
içinde bulunacaktı.
Varlığı, toprağın altındaki bir canlı gibi hissedecektik.
Çünkü tüm varlığın yapı taşı aynı. Atom.
Bu yapıda, fotonlar cilveleşiyor ve biz bu temel üzerinde sanal da
diyebileceğimiz izafi varlığımızı sürdürüyoruz.
Aslında görünen her şey holografik, eskilerin “esir” dediği, üç boyutlu bir ekran
oluşturan şeffaf, camsı bir temel yapı üzerine Yaratanın
tecellilerinden, yansımalarından oluşan bir görüntü.
Asıl olan, bizim bir
hologramın içinde bulunuyor olmamız.
İçine gömülmemizden dolayı onu anlamaktan da aciziz.
Derin bir uykuda görülen rüyada, uyanıklığın algılanması nasıl mümkün
değilse, uyandığımızda fark ettiğimiz saçma rüyaları, rüya görürken
mutlak bir gerçeklikmiş ve mantıklıymış gibi algıladığımızı hatırlayacak olursak:
Dünya uykusundan ölümle uyanıncaya kadar bu hayatı gerçeğin kendisi gibi
algılamaya devam edeceğiz.
Bazılarımız dünyadayken Allah’ın tecellileri, yansımaları içinde var
olmuşken, varlığını devam ettiriyorken Allah’ın varlığını inkâra
yeltenecek ama ölüp, boyut değiştirdiğinde ne kadar saçma ve mantıksız
bir inançsızlık yaşamış olduklarını fark edecek ve meğer dünya hayatı da
bir tür rüyaymış diyecekler! |